SEN OL!
An neden bu kadar önemli acaba? Bunu hiç düşündünüz mü? Nedir, AN’ı bu kadar muhteşem kılan? An’ın muhteşemliği; AN olmasındadır. Anda her şey yaratılır, An’da her şey var edilir.
Geçmişe takılıp kalmak, geleceğin kaygısını taşımak bizim AN’da kalmamızı engeller.
AN da kalmayı başarabilmek için geçmişi bırakmayı öğrenmek, geleceğin kaygısından kurtulmak gerek.
Bunları başardıysanız gerçek anlamda AN da kalmayı başardınız demek ki bu da size kaderinizi yazma yetkisi verildiği anlamına gelir. Hayatınız sizin istediğiniz ve size hizmet edecek şekilde önünüze sunulacak demektir.
Bu arada siz işinizde olacaksınız, elinizden gelenin en iyisini yaparak, (Hak ettiğim terfiyi alacak mıyım? diye düşünmeden) görevinizi en yüce şekilde icra ederek, üzerinize düşen sorumlulukları yapmaya devam edeceksiniz.
Evlatlarınızı layığı ile yetiştirmeye çalışacaksınız; onların sizin istediğiniz kişiler olmasına diretmeden, siz olamadınız diye onları doktor olmaya zorlamadan. Kendisinin en yüksek potansiyeline ulaşmasına destek olarak, geleceklerinden endişe etmeden, onlara güvenerek. Onları oldukları gibi kabul ederek ve oldukları gibi severek yetiştirmeli, yaşamalısınız.
Aldığınız nefesiniz, görebilen gözleriniz, duyabilen kulaklarınız, sahip olduğunuz eşsiz beden için Yaradan’a şükrederek kaygı, kuşku ve korkusuzca yaşamalısınız.
Bir düşünün, endişe ettiğiniz durum sizin düzeltebileceğiniz türden mi yoksa değil mi? Düzeltemeyeceğiniz bir durum ise o zaman, anında o endişeden kurtulun. Hemen şunu düşünün:
Her şeyi siz düzeltmek zorunda değilsiniz. Çünkü çoğu zaman bizi çok aşan durumlar için gereksiz yere üzülür, endişe duyar ve stres yaparız. Oysa bir şeyleri değiştirmek elimizden gelmiyorsa; yaşanmakta olan durum bizim sorumluluğumuzda değil demektir ve bunun farkına vardığımızda kendimizi çok daha özgür hissederiz. Değiştirmek elimizden gelmeyen durumlara üzülmek yerine, elimizden gelenlere odaklanmak daha faydalıdır.
Örneğin: Kendimizi değiştirmek gibi!
Bir düşünün: Acaba siz, size ait olmayan sorumlulukları mı üstleniyorsunuz?
Peki, neden? Sorun kendinize… Çoğu zaman size ait olmayan sorumlulukları almak sevilmenize mi neden oluyor,
yoksa bu şekilde takdir mi alıyorsunuz?
Şunu bilin, size ait olmayan sorumluluğu üstlenmek yorgunluk getirdiği gibi, yükten başka bir şey değildir. Size ait olmayan sorumlulukları taşımak sevilmeyi sağlamadığı gibi değerinizi düşürecektir. Sizden istenmeyen işleri hal ederek, size ait olmayan sorumlulukları üstlenerek, yapılan her şeyin kendiliğinden yapılmış olduğunu iddia etmiş olursunuz. Sürekli başkalarının sorumluluklarını üstlenerek kendi hayatınızı yavaş yaşamaya, zamanla kendi hayatınızı yaşamamaya başlayacaksınız.
Bu evrenin yasalarına ters bir durum.
Hadi şimdi bir düşünün bakalım, siz kimin sorumluluklarını alıyorsunuz?
- Hanımınız ile güzel vakit geçirmek için hanımınızın sorumluluklarını mı alıyorsunuz?
- Takdir ve alkış almak için kocanızın yerine kocalık mı yapıyorsunuz?
- Okulda sizin “ne kadar iyi bir ebeveyn” olduğunuzu söylemeleri için çocuğunuzun yerine ödevlerini mi yapıyorsunuz?
- Sevilmek için ve toplumun bir parçası olabilmek için iş yerindeki arkadaşınızın işlerini mi yetiştiriyorsunuz?
Bunlardan herhangi birini yapıyor olmanız; kötü veya eksik olduğunuz için değil, tam tersine bu yaptığınız şeylerin size hizmet edeceğini düşündüğünüz için yaptığınızı biliyorum. Ama artık bunları yapmamaya başlayın lütfen. Başkalarının görev ve sorumluluklarını üstlenme gereği duymadan bütün istediğiniz ilgiyi ve alakayı görmeyi hak ediyorsunuz.
Unutma:
Sen var olduğun için sevilmeye layıksın, sadece sen olduğun için, takdir edilmeyi, kabul edilmeyi hak ediyorsun.
[Mutluluğunuzu Kodlayın kitabından alıntı]


